Saturday, June 27, 2009
Radikal
Dolar önemini yitirir mi?
KORKMAZ İLKORUR
25/06/2009
Dolara karşı bir seçenek oluşturulması fikrinin uluslararası düzeyde ilk seslendirilişini Çin Merkez Bankası Başkanı Zhou Xiaochuan yaptı. Nisan 2009'da Londra'da yapılan G-20 toplantısı öncesinde Xiaochuan yazdığı makaleler ile 'uzun vadede...
Dolara karşı bir seçenek oluşturulması fikrinin uluslararası düzeyde ilk seslendirilişini Çin Merkez Bankası Başkanı Zhou Xiaochuan yaptı. Nisan 2009’da Londra’da yapılan G-20 toplantısı öncesinde Xiaochuan yazdığı makaleler ile ‘uzun vadede, IMF’in ‘özel çekim hakları’ üzerine inşa edilmiş yeni ve uluslar üstü bir küresel rezerv birimi yaratılmasını’ gündeme getirdi. Bu teklifle birlikte, satır aralarında diğer dövizlerin, tabii özellikle Çin parası Renminbi’nin (Yuan) uluslararası işlemlerde daha fazla kullanılması fikri de seslendirildi. İlerleyen aylarda, bir test olarak, başta kalkınmakta olan ülkelerinki olmak üzere bazı merkez bankalarına 100 Milyar Dolar tutarında Renminbi ‘Swap’ limitleri açıldı. Tartışmalar böyle başladı. Ancak, Çin’in önerisi, küresel kriz devam ederken dolar üzerinde konuşmaların yaratabileceği daha derin olumsuz etkiler olabileceği ve bunun da başta Çin olmak üzere doların değer kaybından hayli zarar görebilecek ülkeler olacağı için ‘buzdolabına kaldırıldı’. Ancak, özellikle yükselen piyasa ekonomileri, ilk Çin’in seslendirdiği öneriyi ara sıra buzdolabından çıkartıp canlı tutmak niyetinde olduklarını gösteriyorlar. Zira, konu, çok büyük ölçüde, bu ülkelerin uluslararası para sisteminde daha etkili bir yere sahip olma talepleri ile de ilişkili. Konu, 16 Haziran 2009’da Sibirya’nın Yekaterinberg şehrinde yapılan BRIC toplantısının resmi gündeminde beklentilere rağmen yer almadı. Ama Rusya Devlet Başkanı Dmitry Medvedev, toplantı sırasında uzmanlarla yaptığı görüşmelerde uluslararası para sisteminde yenilikler konusunda ısrarlı olduklarını belirtti ve satır aralarına Çin’in gündeme getirdiği çeşitlendirme önerisini de serpiştirdi. Tüm bu tartışmalar, görülebilir bir zaman dilimi içinde doların önemini nasıl etkiler? Her şeyden önce, IMF’in ‘özel çekim hakları’ üzerine inşa edilmiş bir rezerv para önerisinin şimdilik bir hayal olduğunu söyleyelim. Gerek küresel ekonomik, gerekse küresel siyasetteki asimetrilerin ve çıkar hesaplarının genişliği ve derinliği böyle bir olasılığı kurumsal açıdan görülebilir bir zaman dilimi için imkânsız kılıyor. İkincisi, zaman zaman sözü edilen altına geri dönülmesi de giderek büyümüş olan dünya ekonomisinin ihtiyacını karşılayacak arz yetersizliği nedeni ile çok zor. Bugün dünyada ikinci rezerv parası olarak ‘avro’ var. Uzun vadede doların tahtını sağlayabilecek araç belki o. Ama onun da daha çözmesi gereken önemli sorunları var. Zira, her an mevcut veya kendisine katılacak yeni ulusların yanlış politikalarına esir olabilir. O zaman, yeni rezerv para rolünü üstlenebilecek araç olarak geriye bir tek ‘ulusal para’lar kalıyor. Bir ulusal para biriminin, doların yerini alabilecek ve/veya mevcut önemini azaltıp azaltmayacağını irdeleyebilmek için önce ‘önem’den ne kastedildiğine açıklık getirmek gerekiyor. Bir ulusal para, uluslararası alanda üç derecede önem arz eder: Birincisi, ‘uluslararası kabul edilirlik’. Bu, büyük ölçüde ülkenin uluslararası ticaret ve yatırımdaki payı ile ilişkilidir. Ama, oran ne kadar büyük olursa olsun ülke parası Çin örneğinde olduğu gibi ‘konvertibl’ değilse uluslararası kabul edilebilirlik şansı çok kısıtlı kalır. İkincisi, ‘ikincil rezerv parası olmak’. Örneğin, Japon Yeni ve avro bu sınıfa girer. Bu sınıfta olabilmenin olmazsa olmaz şartı da sermaye hareketlerinin serbest olmasıdır ki, diğer ülkeler bu sınıfta olan ülkelerin para cinsinden olan finansal aktiflere yatırım yapsınlar, sermayelerini ve karlarını serbestçe kendi ülkelerine getirebilsinler. Üçüncüsü, ‘hâkim rezerv parası olmak’. Bu sınıfa girebilmek için çok gerekli koşul var. Ama bir tanesi var ki, işin belki temelinde yatıyor. Rezerv para konusu, yalnızca bir kredibilite sorunu değildir. Olay, küresel ekonomideki cari açık ve cari fazla dengeleri ile ilişkilidir. Cari fazla verenler, bu fazlayı bir yerlere, tercihan finansal varlıklara yatırmalıdırlar. Bunu yapabilmeleri için de birilerinin bu varlıkları yaratması gerekiyor. Diğer bir deyişle, birilerinin fazlasını borç olarak vermesi için birilerinin borç alma ihtiyacı içinde ve borç senedi üretiyor olması gerekir. Bu da, borç alma ihtiyacı içinde olanın bir ‘açık’ ülkesi olması demektir. Görünür gelecekte doların tahtını sallayabilecek bir ulusal paranın olup olmadığını bu ‘önemlilik’ kriterlerini dikkate alarak irdeleyince cevap olumsuz oluyor. Hele, tartışmaları başlatan Çin’in parası Yuan için şimdilik hiçbir ümit yok gözüküyor kanısındayım.
Yorum:
AKLIN YOLU
Sistemin zorunlu birikim sürecine temel karakterestiğini veren, güç ilişkileri düzeninde, aklın yolunu bulmak hep ağır bedeller ödenerek mümkün oldu. Günümüzde,sistemin üçüncü büyük krizinin yaşandığı bu evrede, HALA SİSTEME EGEMEN OLAN GÜÇ İLİŞKİLERİ düzeninde, fırsatları kollayan güçlerin yarattığı kaotik ortam, giderek geleceğimizi karartmakta. Dengesizliği artan ve yeni bir evrenin eşiğinde olan sistemin, artık yapısal sorunlarını halletmek ve yeni bir ilişkiler düzenine geçmek zorunluluklarıyla karşı karşıya olduğu açık..Gerekli koşulları oluşmuş olan bu değişim ve dönüşüm sorunları, yeterli koşulların oluşumunun sancıları içinde .1944lerde, KEYNES'İN DÜNYA PARASI ÖNERİSİNİ, kılıç gücüyle göğüsleyen ve Doları dünya parası tahtına oturtan ABD, sistemin bütünlenmesi için gerkeni yaparken, sistemin o koşullarda önünü azçarken, kendi ulusu içinde gerekeni yaptı!.Dünyayı Dolara boğdu, halkını mal'a!..Sonunda artık, miadını doldurdu.İkili karakteri, kaçınılmaz olarak doların sonunu getirdi,getirecek. Aynı yola, fırsat bu diyip, sinikce sıvananlar,Çin,Rusya vb.nin arzuları ise kursaklarında kalacak. Hele AB, onun kurucu babaları,bu insanlık için hedefsiz,kendileri için bir güç yaratma hedefli dar görüşlülükleri ile, yarattıkları,Dünya parası, reserve para olma şansını da yitirdiler, yitirecekler.Galiba dünya, gene bir akıl dışılık süreci yaşayarak dersini alacak. Gerçek bir dünya parası yaratmanın zorunluluğunu kavrayacak.Kavradığı ölçüde,sisatemin insan odaklı yeni evresinin perdesini açacak.Kaçınılmaz olarak perişan ettiği dünyasının ve türünün onarmanın yolunu bulacak. O zaman insanlık, gerçekten ortak rasyonel insan aklının bezediği bir dünyayı kurmaya, insan gibi koyulacak.Güç ilişkileri ve çıkar çatışmaları dünyasını aşacak, ortak aklın inşaşı, tüm birikimlerimizin katkısıyla birlikte, ortak dünyamızın ve ortak çıkarlarımızın korunup geliştirileceği, yeni bir yapılanmayla bu işe başlamak zorunda. Ama öncelikle, bu durumun farkında olan, anlayan, kavrayan insanlar bu sorunu, giderek tüm boyutlarıyla konuşmalı, tartışmalı.Katkılarla bu top yuvarlanmalı.Dünüyle, bugünüyle geçmişi yüklenip, yarına, ortak geleceğimize bakan, bakabilen insanların aklı, ortak olabilir, onlar ortak aklın yolunu bulabilirler.
27/6/20090:2
yurdaer erşan -
AKŞAM
Deniz Gökçe
Skidelsky 'ağır' konuştu!
Daha önce yazmıştım. Bugün Keynes gene moda oldu. Akademik ortamda ve medyadaki tartışmalar sürekli Keynes'e referans verilerek yapılıyor. Eski kavgalar da yeniden gündeme geliyor. İlginç şekilde Keynes'in üç ciltlik en son biyografisini yazmış olan Robert Skidelsky de sonunda tartışmalara katıldı (10 Haziran 2009 Financial Times sayfa 9). Skidelsky açıklamaları ile destek paketlerinin, artan bütçe açıkları ve kamu borcunun etkisi konusunda Keynes'in pozisyonunu yeniden gündeme getirdi.Skidelsky, 'John Maynard Keynes: The Return of the Master' adlı yeni bir kitap da yazmış bulunuyor ve kitap eylül ayında satışa çıkacak. Skidelsky ,Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Soli Özel tarafından, ülkemize, konuşma yapmaya çağırılmıştı ve salı günü Bilgi Üniversitesi'nde konuştu. Ülkemize ilk defa gelen Skidelsky son derece yumuşak yapılı, esprili, iyi konuşan, ve iyi dinleyen, alçak gönüllü, sevimli bir İngiliz Lordu! Rus asıllı olan Skidelsky ailesinin maden işlettiği yerde, 1939 yılında hayata başlamış, Çin'de büyümüş, 1941 yılında savaş ortamında Mançurya'dan Japonyaya ve oradan İngiltere'ye göç etmişler, Oxford'da eğitim gördükten sonra, ABD'de Johns Hopkins'te tarih hocalığı yapmış, sonra 1978 yılında İngiltere'de Warwick Üniversitesi'nde politik iktisat hocası olarak devam etmiş, şimdi de Rusya'da birçok kurumda danışmanlık hizmeti veren bir akademisyen. Gençliğinde İngiltere İşçi Partisi üyesi olmuş, sonra da Sosyal Demokrat Parti'nin kurucularından biri imiş, ama hepsinden ayrılmış, 1992 yılında Muhafazakar Parti'ye geçip, Lord ve yönetici olmuş, fakat oradan da ayrılmış. 1983-2000 arasında Keynes'in biyografisini yazmış ve dünya çapında tanınmış bir kişi. Skidelsky ortalığa nasıl çıktı? 30 Mayıs 2009 tarihinde ünlü Harvard tarihçisi Niall Ferguson ile Nobel'li iktisatçı Paul Krugman medyada birbirlerine girmişti. Konu büyük bütçe açıklarının faizleri yükselterek, destek operasyonlarının reel büyüme etkisini büyük çapta sileceği ve elimizde sadece bütçe açıkları ve borç stoku artışı kalacağı, desteklerin büyük reel kazanç sağlamayacağı konusu idi.Skidelsky yukarıdaki tartışmanın aslında çok eski olduğunu ve Keynes ile İngiltere Hazine'sinin temsilcileri arasında 1929-1930 arasında ayni tartışmanın geçtiğini hatırlatırken, Hazine'nin Keynes'e kamu kağıdı satarak finanse edilen harcamaların özel harcamaları eşit miktarda azaltacağını söylediğini, ama Keynes'in, bu doğru olsa, özel harcamanın etkisine de aynı gerekçe ile itiraz edilmesi gerektiğini ileri sürdüğünü, bu nedenle Hazine tezinin yanlış olduğunu söylediğini vurguluyor. Skidelsky'ye göre Keynes farklı zamanlarda farklı modeller kullanılması gerektiğine inanıyordu. Ona göre bazen piyasalar klasik modellere uygun ve istikrarlı işleyebilirdi. Ama bazı zamanlarda da piyasa kötü çalışır ve kötü sonuçlara götürürdü. Piyasa çalışmadığı zaman da, aynen bugün yapıldığı gibi devletin özel önlemler alması gerekirdi. Yeni Keynesyen politikalar gerekebilirdi. Skidelsky'nin yorumuna göre, Keynes'in devrimi, kötü bilim ile iyi bilimin kavgası değildi. Kavga, durumun hangi tür durum olduğu belirlenirken, 'bad judgement' ile 'good judgement' arasında bir bir çekişme idi (judgement değerlendirme veya yargı olarak tercüme edilebilir) . Bilgi Üniversitesi'ndeki konuşmasında bol bol 'Monetarizm', 'New Classical Economics', 'Rational Expectatrions' ve 'Efficient Markets' tez ve ekollerine, hatalı analizleri olduğu nedeni ile çatan Skidelsky, ekonomideki matematik ve istatistik modellemenin konuyu abarttığını, ekonomi eğitimine lisans düzeyinde, önce tüm sosyal bilimlerden ve felsefeden bilgi alındıktan sonra, ancak yüksek lisans düzeyinde geçilmesi gerektiğini savunuyor. Skidelsky, risk ile belirsizlik arasındaki farkı, Keynes'in bu kavrama verdiği önem nedeni ile sık sık gündeme getirdi. Bu arada ben de sahibi olduğum Keynes Biyografisi ciltlerini yazara imzalatarak mutlu oldum: Teşekkürler Soli Özel!
Yorum:
lord skidelsky
pek fazla ilgiyle izlenmeyen sunumunda, çantasından pek de yeni sayılan alet, edevat çıkartmadı.Ustasının altını çizdiği ve bu gün için önemli görünen iki belirlemeye ise hiç değinmedi. Zaten dinleyenler açısından da sorun değildi bunlar, bu konularda soru soranda olmadı. Sistemin odağında yer alan ve paranın "güdülerine" tabi kıldığı insanın, hali,ahvali bir sorun olarak gündeme gelmedi, hele sisteme hiç değinilmedi.Oysa, küreselleşen sistemde, paranın ve insanın geleceği başlıbaşına bir sorun.Bunlar, GÜNÜMÜZDE ÜZERİNDE DURULMASI GEREKEN ve AYDINLATILMASI ZORUNLU OLAN esas sorunlar.Ama Konferansın SİSTEMİN REEL SORUNLARI YANINDA, öncelikle, kısa mesafe koşucusu güncel ekonomistlerin yapısal sorunlarının gündeme gelmesi ilginçdi.
25.06.2009 23:18 YURDAER ERSAN
Deniz Gökçe
Skidelsky 'ağır' konuştu!
Daha önce yazmıştım. Bugün Keynes gene moda oldu. Akademik ortamda ve medyadaki tartışmalar sürekli Keynes'e referans verilerek yapılıyor. Eski kavgalar da yeniden gündeme geliyor. İlginç şekilde Keynes'in üç ciltlik en son biyografisini yazmış olan Robert Skidelsky de sonunda tartışmalara katıldı (10 Haziran 2009 Financial Times sayfa 9). Skidelsky açıklamaları ile destek paketlerinin, artan bütçe açıkları ve kamu borcunun etkisi konusunda Keynes'in pozisyonunu yeniden gündeme getirdi.Skidelsky, 'John Maynard Keynes: The Return of the Master' adlı yeni bir kitap da yazmış bulunuyor ve kitap eylül ayında satışa çıkacak. Skidelsky ,Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Soli Özel tarafından, ülkemize, konuşma yapmaya çağırılmıştı ve salı günü Bilgi Üniversitesi'nde konuştu. Ülkemize ilk defa gelen Skidelsky son derece yumuşak yapılı, esprili, iyi konuşan, ve iyi dinleyen, alçak gönüllü, sevimli bir İngiliz Lordu! Rus asıllı olan Skidelsky ailesinin maden işlettiği yerde, 1939 yılında hayata başlamış, Çin'de büyümüş, 1941 yılında savaş ortamında Mançurya'dan Japonyaya ve oradan İngiltere'ye göç etmişler, Oxford'da eğitim gördükten sonra, ABD'de Johns Hopkins'te tarih hocalığı yapmış, sonra 1978 yılında İngiltere'de Warwick Üniversitesi'nde politik iktisat hocası olarak devam etmiş, şimdi de Rusya'da birçok kurumda danışmanlık hizmeti veren bir akademisyen. Gençliğinde İngiltere İşçi Partisi üyesi olmuş, sonra da Sosyal Demokrat Parti'nin kurucularından biri imiş, ama hepsinden ayrılmış, 1992 yılında Muhafazakar Parti'ye geçip, Lord ve yönetici olmuş, fakat oradan da ayrılmış. 1983-2000 arasında Keynes'in biyografisini yazmış ve dünya çapında tanınmış bir kişi. Skidelsky ortalığa nasıl çıktı? 30 Mayıs 2009 tarihinde ünlü Harvard tarihçisi Niall Ferguson ile Nobel'li iktisatçı Paul Krugman medyada birbirlerine girmişti. Konu büyük bütçe açıklarının faizleri yükselterek, destek operasyonlarının reel büyüme etkisini büyük çapta sileceği ve elimizde sadece bütçe açıkları ve borç stoku artışı kalacağı, desteklerin büyük reel kazanç sağlamayacağı konusu idi.Skidelsky yukarıdaki tartışmanın aslında çok eski olduğunu ve Keynes ile İngiltere Hazine'sinin temsilcileri arasında 1929-1930 arasında ayni tartışmanın geçtiğini hatırlatırken, Hazine'nin Keynes'e kamu kağıdı satarak finanse edilen harcamaların özel harcamaları eşit miktarda azaltacağını söylediğini, ama Keynes'in, bu doğru olsa, özel harcamanın etkisine de aynı gerekçe ile itiraz edilmesi gerektiğini ileri sürdüğünü, bu nedenle Hazine tezinin yanlış olduğunu söylediğini vurguluyor. Skidelsky'ye göre Keynes farklı zamanlarda farklı modeller kullanılması gerektiğine inanıyordu. Ona göre bazen piyasalar klasik modellere uygun ve istikrarlı işleyebilirdi. Ama bazı zamanlarda da piyasa kötü çalışır ve kötü sonuçlara götürürdü. Piyasa çalışmadığı zaman da, aynen bugün yapıldığı gibi devletin özel önlemler alması gerekirdi. Yeni Keynesyen politikalar gerekebilirdi. Skidelsky'nin yorumuna göre, Keynes'in devrimi, kötü bilim ile iyi bilimin kavgası değildi. Kavga, durumun hangi tür durum olduğu belirlenirken, 'bad judgement' ile 'good judgement' arasında bir bir çekişme idi (judgement değerlendirme veya yargı olarak tercüme edilebilir) . Bilgi Üniversitesi'ndeki konuşmasında bol bol 'Monetarizm', 'New Classical Economics', 'Rational Expectatrions' ve 'Efficient Markets' tez ve ekollerine, hatalı analizleri olduğu nedeni ile çatan Skidelsky, ekonomideki matematik ve istatistik modellemenin konuyu abarttığını, ekonomi eğitimine lisans düzeyinde, önce tüm sosyal bilimlerden ve felsefeden bilgi alındıktan sonra, ancak yüksek lisans düzeyinde geçilmesi gerektiğini savunuyor. Skidelsky, risk ile belirsizlik arasındaki farkı, Keynes'in bu kavrama verdiği önem nedeni ile sık sık gündeme getirdi. Bu arada ben de sahibi olduğum Keynes Biyografisi ciltlerini yazara imzalatarak mutlu oldum: Teşekkürler Soli Özel!
Yorum:
lord skidelsky
pek fazla ilgiyle izlenmeyen sunumunda, çantasından pek de yeni sayılan alet, edevat çıkartmadı.Ustasının altını çizdiği ve bu gün için önemli görünen iki belirlemeye ise hiç değinmedi. Zaten dinleyenler açısından da sorun değildi bunlar, bu konularda soru soranda olmadı. Sistemin odağında yer alan ve paranın "güdülerine" tabi kıldığı insanın, hali,ahvali bir sorun olarak gündeme gelmedi, hele sisteme hiç değinilmedi.Oysa, küreselleşen sistemde, paranın ve insanın geleceği başlıbaşına bir sorun.Bunlar, GÜNÜMÜZDE ÜZERİNDE DURULMASI GEREKEN ve AYDINLATILMASI ZORUNLU OLAN esas sorunlar.Ama Konferansın SİSTEMİN REEL SORUNLARI YANINDA, öncelikle, kısa mesafe koşucusu güncel ekonomistlerin yapısal sorunlarının gündeme gelmesi ilginçdi.
25.06.2009 23:18 YURDAER ERSAN
• Milliyet•
meral tamer
• Keynes geri döndü, Marx zaten hep aramızdaydı
25 Haziran Perşembe 2009
Lord Skidelsky’ye göre küresel krizin bir daha tekrarlamaması için üniversitelerin ekonomi bölümleri lağvedilmeli
Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi ve Habertürk gazetesi yazarı Soli Özel, bir süre önce John Maynard Keynes’le ilgili, çok ödüllü, 3 ciltlik biyografinin yazarı, tarihçi ve ekonomi profesörü Lord Robert Skidelsky’e bir e-posta gönderir ve üniversitede bir konuşma yapmaya davet eder.
Tam o günlerde Keynes’le ilgili biyog-rafinin 3. cildini bitiren ve Türkiye’ye daha önce hiç gelmemiş olan, gelmek için de bir vesile arayan Skidelsky, bu teklifi ikiletmez; hemen “Geliyorum” diye geri mesaj atar.
Lord Skidelsky ile önceki akşam Finansbank’ın düzenlediği dar kapsamlı akşam yemeğinde tanıştık. Daveti havada kapma meselesini bana kendisi anlattı. “İstanbul’a bu zamana kadar gelmemiş olmama inanamıyorum” dedi.
Tanıdık bir önyargı
Skidelsky’nin tarihçi de olduğunu hatırladığımızda, İstanbul’u bugüne kadar es geçmiş olması gerçekten de garip. Ama konuştukça, iyi tanıdığımız bir önyargı çıkıyor karşımıza:
“İstanbul’un tam bir Batılı kent olduğunu hayretle gördüm. Buraya gelene kadar Türkiye AB üyesi olamaz diyordum. Dünden beri ise ‘Yeniden düşünmeye başladım’...”
Ve heyecanla Türkiye’ye geldiğinden beri kendisine sorduğu soruları peş peşe sıralıyor:
“Avrasya nedir?
Türk klasik müziği nasıldır?
Avrupa, Asya’nın bir uzantısı mıdır?
Avrupa bir kıta mı, yoksa Ortadoğu ve Uzakdoğu gibi bir blok mudur?
Fransa ya da Danimarka’da Asya’nın izini bulamazsınız. Ama AB Türkiye’yi alırsa, ‘Nerede duracaksın?’ sorusu gelir gündeme...”
Lord Skidelsky, Keynes’le ilgili yeni kitabında “Nasıl bir sistem kuralım ki bu küresel kriz tekrarlanmasın?” sorusuna yanıt arıyor. “Maestro’nun Geri Dönüşü” başlığını koyduğu kitapta 4 maddelik çözüm önerisinin 3 maddesi Keynes’ten, 4. madde kendisinden:
Keynes haklı çıktı
“Keynes bize 3 şey dedi:
1) Finansal sistem daha fazla regüle edilmeli, terbiye edilmeli.
2) Moral ve etik değerler, ekonominin ayrılmaz parçasıdır. Makro ekonomi politikalarında para politikaları yerine mali politikalara öncelik verilmelidir.
3) Küresel eşitsizlikler ve dengesizliklerin giderilmesine özen gösterilmeli.”
Skidelsky’nin önerisi ise “Üniversitelerin ekonomi bölümlerinin lağvedilmesi. Çünkü öğrencilere sadece ekonomi öğrettiğiniz zaman ortaya ucubeler çıkıyor.”
Matematiksel ekonomiye de çok karşı Skidelsky: “Ekonomi bir İNSAN bilimidir; DOĞA bilimi değildir. Ekonomi politikalarını rakamlara dökerek sonuç alamazsınız. Bu politikaları üretecek kişilere matematik yerine hümanizm, psikoloji, sosyoloji öğretilmeli,” diyor.
Teoriler çökünce...
Skidelsky’ye göre insanoğluna, aslında sahip olmadığı bir rasyonellik atfeden “Rasyonel Beklentiler Teorisi” bu son küresel krizle çökmüş durumda. Zira bu tür teoriler hep, insanların çeşitlilik ve öngörülemezlik içeren davranışları, çok dar kalıplara sokularak geliştiriliyor. Risk analizleri de buna göre yapılıyor. Ancak insan davranışları, o dar kalıbın dışına çıktığı için teoriler de çöküyor.
Karl Marx, eşitlik ütopyasını insanların kafasına soktuğu için sık sık geri dönerdi; özellikle de eşitsizliğin arttığı dönemlerde... Keynes ise ölümünden 60 yıl sonra geri döndü ve dönüşü muhteşem oldu!
Yorum:
Bütünlenmesi gereken, dünya ve insan
Küreselleşen sistemin finans sorunu, küresel boyutta kurumsallaşacak yeni kurumlarla düzenlenip ve disipline edilerek halledilebilir.İnsanın, vahşi kapitalizm evresindeki tüm parçalanmışlığı, yabancılaşması ve yozlaşması, ancak otoritesi belirlenmiş gerçek bir serbest piyasa düzeninde, tekrar insanlığını kazanabileceği düzenlemelerle giderilebilir. Yeni ve tek bir dünya parasının getirileriyle yaratılacak fonlarla,SİSTEMİN geçmiş evresinin,her alandaki yıkımları onarılabilir . Bütün bu ve benzeri değişim ve dönüşümlerin algılanıp kavranılabilmesi ancak;İnsan bilimi olan ekonominin, cahiliye dönemi kapanmasıyla mümkündür.Geçekliğin kendi bütünlüğü içersinde anlaşılıp, kavranması için, İKTİSAT ÖĞRENİMİ DİĞER BÜTÜN BİLİM DALLARININ KATKILARIYLA yeniden İnsan odaklı olarak ve sistem temelinde biçimlendirilmelidir. Bu yeni bilimsel anlayış, sistemin geçmiş evresinin parçaladığı insanı ve odağında yer aldığı sistemi bütünlenmelidir.Marx ve Keynes,ve de her alandaki tüm eski ustalar, ancak bu yolda, BİRBİRLERİNİ BÜTÜNLEYEREK, KATKIDA BULUNABİLİR ve yol gösterici olabilirler.Geçmişden devraldığımız, insanlığın bilgi birikiminin bu yolda önümüzü aydınlatıcı katkılarını,hala parçalanmanın ve kendine yabancılaşmanın izlerini taşıyan beynimizle dışlamayalım.
YURDAER ERSAN:
25.06.2009 23:40
meral tamer
• Keynes geri döndü, Marx zaten hep aramızdaydı
25 Haziran Perşembe 2009
Lord Skidelsky’ye göre küresel krizin bir daha tekrarlamaması için üniversitelerin ekonomi bölümleri lağvedilmeli
Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi ve Habertürk gazetesi yazarı Soli Özel, bir süre önce John Maynard Keynes’le ilgili, çok ödüllü, 3 ciltlik biyografinin yazarı, tarihçi ve ekonomi profesörü Lord Robert Skidelsky’e bir e-posta gönderir ve üniversitede bir konuşma yapmaya davet eder.
Tam o günlerde Keynes’le ilgili biyog-rafinin 3. cildini bitiren ve Türkiye’ye daha önce hiç gelmemiş olan, gelmek için de bir vesile arayan Skidelsky, bu teklifi ikiletmez; hemen “Geliyorum” diye geri mesaj atar.
Lord Skidelsky ile önceki akşam Finansbank’ın düzenlediği dar kapsamlı akşam yemeğinde tanıştık. Daveti havada kapma meselesini bana kendisi anlattı. “İstanbul’a bu zamana kadar gelmemiş olmama inanamıyorum” dedi.
Tanıdık bir önyargı
Skidelsky’nin tarihçi de olduğunu hatırladığımızda, İstanbul’u bugüne kadar es geçmiş olması gerçekten de garip. Ama konuştukça, iyi tanıdığımız bir önyargı çıkıyor karşımıza:
“İstanbul’un tam bir Batılı kent olduğunu hayretle gördüm. Buraya gelene kadar Türkiye AB üyesi olamaz diyordum. Dünden beri ise ‘Yeniden düşünmeye başladım’...”
Ve heyecanla Türkiye’ye geldiğinden beri kendisine sorduğu soruları peş peşe sıralıyor:
“Avrasya nedir?
Türk klasik müziği nasıldır?
Avrupa, Asya’nın bir uzantısı mıdır?
Avrupa bir kıta mı, yoksa Ortadoğu ve Uzakdoğu gibi bir blok mudur?
Fransa ya da Danimarka’da Asya’nın izini bulamazsınız. Ama AB Türkiye’yi alırsa, ‘Nerede duracaksın?’ sorusu gelir gündeme...”
Lord Skidelsky, Keynes’le ilgili yeni kitabında “Nasıl bir sistem kuralım ki bu küresel kriz tekrarlanmasın?” sorusuna yanıt arıyor. “Maestro’nun Geri Dönüşü” başlığını koyduğu kitapta 4 maddelik çözüm önerisinin 3 maddesi Keynes’ten, 4. madde kendisinden:
Keynes haklı çıktı
“Keynes bize 3 şey dedi:
1) Finansal sistem daha fazla regüle edilmeli, terbiye edilmeli.
2) Moral ve etik değerler, ekonominin ayrılmaz parçasıdır. Makro ekonomi politikalarında para politikaları yerine mali politikalara öncelik verilmelidir.
3) Küresel eşitsizlikler ve dengesizliklerin giderilmesine özen gösterilmeli.”
Skidelsky’nin önerisi ise “Üniversitelerin ekonomi bölümlerinin lağvedilmesi. Çünkü öğrencilere sadece ekonomi öğrettiğiniz zaman ortaya ucubeler çıkıyor.”
Matematiksel ekonomiye de çok karşı Skidelsky: “Ekonomi bir İNSAN bilimidir; DOĞA bilimi değildir. Ekonomi politikalarını rakamlara dökerek sonuç alamazsınız. Bu politikaları üretecek kişilere matematik yerine hümanizm, psikoloji, sosyoloji öğretilmeli,” diyor.
Teoriler çökünce...
Skidelsky’ye göre insanoğluna, aslında sahip olmadığı bir rasyonellik atfeden “Rasyonel Beklentiler Teorisi” bu son küresel krizle çökmüş durumda. Zira bu tür teoriler hep, insanların çeşitlilik ve öngörülemezlik içeren davranışları, çok dar kalıplara sokularak geliştiriliyor. Risk analizleri de buna göre yapılıyor. Ancak insan davranışları, o dar kalıbın dışına çıktığı için teoriler de çöküyor.
Karl Marx, eşitlik ütopyasını insanların kafasına soktuğu için sık sık geri dönerdi; özellikle de eşitsizliğin arttığı dönemlerde... Keynes ise ölümünden 60 yıl sonra geri döndü ve dönüşü muhteşem oldu!
Yorum:
Bütünlenmesi gereken, dünya ve insan
Küreselleşen sistemin finans sorunu, küresel boyutta kurumsallaşacak yeni kurumlarla düzenlenip ve disipline edilerek halledilebilir.İnsanın, vahşi kapitalizm evresindeki tüm parçalanmışlığı, yabancılaşması ve yozlaşması, ancak otoritesi belirlenmiş gerçek bir serbest piyasa düzeninde, tekrar insanlığını kazanabileceği düzenlemelerle giderilebilir. Yeni ve tek bir dünya parasının getirileriyle yaratılacak fonlarla,SİSTEMİN geçmiş evresinin,her alandaki yıkımları onarılabilir . Bütün bu ve benzeri değişim ve dönüşümlerin algılanıp kavranılabilmesi ancak;İnsan bilimi olan ekonominin, cahiliye dönemi kapanmasıyla mümkündür.Geçekliğin kendi bütünlüğü içersinde anlaşılıp, kavranması için, İKTİSAT ÖĞRENİMİ DİĞER BÜTÜN BİLİM DALLARININ KATKILARIYLA yeniden İnsan odaklı olarak ve sistem temelinde biçimlendirilmelidir. Bu yeni bilimsel anlayış, sistemin geçmiş evresinin parçaladığı insanı ve odağında yer aldığı sistemi bütünlenmelidir.Marx ve Keynes,ve de her alandaki tüm eski ustalar, ancak bu yolda, BİRBİRLERİNİ BÜTÜNLEYEREK, KATKIDA BULUNABİLİR ve yol gösterici olabilirler.Geçmişden devraldığımız, insanlığın bilgi birikiminin bu yolda önümüzü aydınlatıcı katkılarını,hala parçalanmanın ve kendine yabancılaşmanın izlerini taşıyan beynimizle dışlamayalım.
YURDAER ERSAN:
25.06.2009 23:40
Tuesday, June 23, 2009
Radikal
MAHFİ EĞİLMEZ
Yeni küresel düzene doğru
ABD Başkanı Obama, Nisan başında gerçekleşen Londra Zirvesindeki ortak kararlara dayanan kriz sonrasını planla maya yönelik olarak adı Financial Regulatory Reform olan bir yeniden yapılanma paketi hazırlatmış bulunuyor. Oldukça kapsamlı olan 88 sayfalık bu reform paketine ilişkin ayrıntıları merak edenler raporun aslını ABD Hazinesi web sitesinden nceleyebilirler (http://www.financialstability.gov/docs/regs/FinalReport_web.pdf )
Plan çerçevesinde finans kuruluşları nın daha sıkı denetim altına alınabilmesi için bir Finansal Hizmetler Gözetim Kurulu oluşturul acak. Bu kurul ortaya çıkan sistemik riskleri gözleyecek ve kurumlar arası işbirliğini geliştir ilmesini sağlayacak. Fed’e yeni yetkiler verilerek finansal istikrarı bozabilecek olan bütün firmaları n denetlemesi sağlanacak. Finansal kuruluşlar için daha yüksek sermaye zorunluluğu getiril ecek. Yeni kurulacak olan Ulusal Banka Denet çisi bütün bankaları denetle mekle görevlendirilecek. Çeşitli kanunlardaki mevduat kurumlarının bankacılık kuralları dışında hareket etmesine imk ân sağlayan boşluklar doldurul acak. Hedge fonların Sermaye Piyasası Kurulunun (SEC) kaydına girmesi zorunluluğu getiril ecek.
Finans piyasaları için ayrıntılı denetim usulleri getiril mesi de planın bir parçası. Seküritizasyon piyasası yeni kurallara bağlanıyor. Fed’e ilave yetkiler verilerek ödemeler ve karşılıklı hesaplaşma sistemlerini denetim altında tutması öngörülüyor.
Tüketici ve yatırımcıların finansal kötüye kullanımdan korunması amaçlardan bir başkasını oluşturuyor. Bu alanda yeni ve kapsamlı denetim usulleri getiriliyor ve yeni kurallar geliştiriliyor. Tüketicileri haksız, yanıltıcı veya kötüye kullanıma açık uygulamalardan korumak üzere Tüketiciyi Finansal Koruma Kurumu kurul acak. Tüketiciyi ve yatırımcıyı koruma yolunda yeni ve ayrıntılı kurallar getirilecek.
Finansal krizleri yönetebilmek için hükümete çeşitli araçları kullanabilme yetkisi veriliyor. Banka dışındaki mali kesim kuruluşlarının da mali sıkıntı içine girmesi halinde tasfiye edilebilmesi için düzenlemeler getiriliyor.
Uluslararası kuralların standartlarının yükseltilmesi ve uluslar arası işbirliğinin artırılması da bu planın önemli parçaları arasında yer alıyor. Amerikan yönetimi bu sorunların yalnızca ABD’nin sorunları olmadığını ve küresel sorunlar olduğunu açıkladıktan sonra bütün dünyaya aynı yolda adımlar atılması için işbirliği öneriyor. Bunlara ek olarak Federal Mevduat Sigortası Kurumu’nun (FDIC) bankaların yanı sıra onlara tehlike yaratabilecek konumdaki reel kesim şirketlerine el koyabilmesi gibi yetki artırımları da planın içinde yer alıyor.
Böylece kriz sonrasının planlanması aşamasına fiilen girmiş bulunuyoruz. Kriz sonrasında küresel sistemin
ağır kurallar ve yoğun denetimin içine gireceğini öngörmüştük. Bu düzenlemeler ilk önce ABD’de şekle bürünmeye başladı.
Ama ABD planının sonundaki ifadeler bunun küresel sisteme yayılacağını ortaya koyuyor.
Belli ki bu adımlar krizden sonra küresel sistemi belirli bir standarda oturtacak. Ve bu adımlar yalnızca finansal sistemi değil bütün sistemi kapsayacak. Bu yeni standarttan küresel sistemin içinde yer alan hiçbir ülkenin kaçması mümkün olmayacak. Yani ABD’nin bu yeni planı küresel sisteme yayılacak, bunları kendi sistemine almayan ülkeler bir süre sonra küresel sistem dışı kalacak ve sistemin nemalarından yararlanamayacak.
Bu yeni küresel sistemi uygulamaya koyanların çok dikkatli davranması gerekir. Çünkü bu köşede aylardır
yazdığım gibi piyasa sistemi yaratıcılıkla ahlaki temel arasında ince bir çizgide yürür. Bu dengede yaratıcılık ağır basarsa ahlaki denge, kuralcılık ve denetim ağır basarsa yaratıcılık zarar görür. Çinli bilgelerin dediği gibi:
“Gemiyi yüzdüren de batıran da sudur.”
Yorum :
YENİ BİR DÜZEN Mİ?
ABD Başkanı Obama, “yeni bir düzen” habercisi gibi görünse de , görünen o ki, düzen gene aynı düzen. Sistemin kapitalizm evresinin, kısaca sermaye birikim sürecinin, kazan-kaybet oyununun, en vahşice oynandığı bir sürecin, sonuna gelindi. Bu sonun tüm alametleri ortadayken, eski düzeni, yeni bir düzen gibi sunmaya kalkışmak, bu düzenin belini doğrultmaya çalışmak, kimin çıkarınadır?. Bütünlenme yolundaki dünyayı parçalamak, insanları, yıkılması gereken değerler ve kurumlar dünyasına hapsetmek, yaratıcı- üretici ve tüketici gücüyle dengeli, bütünlenmiş bir insan olarak, gelişiminin önünü tıkamak, kimin çıkarınadır? .Doların kulu kölesi olarak, dünyayı gırtlağına kadar tıkayan doların yerine, insanı insan kılacak,yeni bir dünya parasının kelebek kanatlarını özgürce çırpması, kimin zararına? Böyle bir paranın yaratılmasının gereğini bir türlü dillendiremeyen ve engelleyenler, tıpkı 1944’lerin Keynes’ini göğüsleyen ABD’nin tavrı gibi bir tavrı, kafalarını, 13 haziran tarihli Hürriyet gazetesinde Sn.Ege Cansen’in dediği gibi, tamir çantalarına sokarak sürdürenler, yeni bir düzenin simgesi olarak, Mr.Obama’yı selamlayabilirler. Ama bunlar, sistemin bu krizinin de, diğer ikisi gibi, yapısal olduğunu görmek, kabul etmek istemezler. Parayı, bu sorunda yerli yerine oturtamayanlar, insanı sistemin odağında değil, hizmetinde, salt bir güç gibi görenler,hala kazan kaybet oyununda varlıklarını sürdürmek isteyenler, insanlar arası mübadele ilişkileri sisteminin, bugün gerekli koşulları oluşmuş, sürdürülebilir dengesini düşleyebilirler mi? Bunun için dünyaya, biraz daha yukardan, türümüzün bir unsuru gibi bakmak, evrensel düzenin kodlarını yakalamak, sürekli akan ve tazelenen bilgi sürecinden iyi beslenmek ve biraz da türümüze özgü, şairane bir hayal gücüne sahip olmak yeterliliğin ilk koşulları değil mi?
Yurdaer Erşan
MAHFİ EĞİLMEZ
Yeni küresel düzene doğru
ABD Başkanı Obama, Nisan başında gerçekleşen Londra Zirvesindeki ortak kararlara dayanan kriz sonrasını planla maya yönelik olarak adı Financial Regulatory Reform olan bir yeniden yapılanma paketi hazırlatmış bulunuyor. Oldukça kapsamlı olan 88 sayfalık bu reform paketine ilişkin ayrıntıları merak edenler raporun aslını ABD Hazinesi web sitesinden nceleyebilirler (http://www.financialstability.gov/docs/regs/FinalReport_web.pdf )
Plan çerçevesinde finans kuruluşları nın daha sıkı denetim altına alınabilmesi için bir Finansal Hizmetler Gözetim Kurulu oluşturul acak. Bu kurul ortaya çıkan sistemik riskleri gözleyecek ve kurumlar arası işbirliğini geliştir ilmesini sağlayacak. Fed’e yeni yetkiler verilerek finansal istikrarı bozabilecek olan bütün firmaları n denetlemesi sağlanacak. Finansal kuruluşlar için daha yüksek sermaye zorunluluğu getiril ecek. Yeni kurulacak olan Ulusal Banka Denet çisi bütün bankaları denetle mekle görevlendirilecek. Çeşitli kanunlardaki mevduat kurumlarının bankacılık kuralları dışında hareket etmesine imk ân sağlayan boşluklar doldurul acak. Hedge fonların Sermaye Piyasası Kurulunun (SEC) kaydına girmesi zorunluluğu getiril ecek.
Finans piyasaları için ayrıntılı denetim usulleri getiril mesi de planın bir parçası. Seküritizasyon piyasası yeni kurallara bağlanıyor. Fed’e ilave yetkiler verilerek ödemeler ve karşılıklı hesaplaşma sistemlerini denetim altında tutması öngörülüyor.
Tüketici ve yatırımcıların finansal kötüye kullanımdan korunması amaçlardan bir başkasını oluşturuyor. Bu alanda yeni ve kapsamlı denetim usulleri getiriliyor ve yeni kurallar geliştiriliyor. Tüketicileri haksız, yanıltıcı veya kötüye kullanıma açık uygulamalardan korumak üzere Tüketiciyi Finansal Koruma Kurumu kurul acak. Tüketiciyi ve yatırımcıyı koruma yolunda yeni ve ayrıntılı kurallar getirilecek.
Finansal krizleri yönetebilmek için hükümete çeşitli araçları kullanabilme yetkisi veriliyor. Banka dışındaki mali kesim kuruluşlarının da mali sıkıntı içine girmesi halinde tasfiye edilebilmesi için düzenlemeler getiriliyor.
Uluslararası kuralların standartlarının yükseltilmesi ve uluslar arası işbirliğinin artırılması da bu planın önemli parçaları arasında yer alıyor. Amerikan yönetimi bu sorunların yalnızca ABD’nin sorunları olmadığını ve küresel sorunlar olduğunu açıkladıktan sonra bütün dünyaya aynı yolda adımlar atılması için işbirliği öneriyor. Bunlara ek olarak Federal Mevduat Sigortası Kurumu’nun (FDIC) bankaların yanı sıra onlara tehlike yaratabilecek konumdaki reel kesim şirketlerine el koyabilmesi gibi yetki artırımları da planın içinde yer alıyor.
Böylece kriz sonrasının planlanması aşamasına fiilen girmiş bulunuyoruz. Kriz sonrasında küresel sistemin
ağır kurallar ve yoğun denetimin içine gireceğini öngörmüştük. Bu düzenlemeler ilk önce ABD’de şekle bürünmeye başladı.
Ama ABD planının sonundaki ifadeler bunun küresel sisteme yayılacağını ortaya koyuyor.
Belli ki bu adımlar krizden sonra küresel sistemi belirli bir standarda oturtacak. Ve bu adımlar yalnızca finansal sistemi değil bütün sistemi kapsayacak. Bu yeni standarttan küresel sistemin içinde yer alan hiçbir ülkenin kaçması mümkün olmayacak. Yani ABD’nin bu yeni planı küresel sisteme yayılacak, bunları kendi sistemine almayan ülkeler bir süre sonra küresel sistem dışı kalacak ve sistemin nemalarından yararlanamayacak.
Bu yeni küresel sistemi uygulamaya koyanların çok dikkatli davranması gerekir. Çünkü bu köşede aylardır
yazdığım gibi piyasa sistemi yaratıcılıkla ahlaki temel arasında ince bir çizgide yürür. Bu dengede yaratıcılık ağır basarsa ahlaki denge, kuralcılık ve denetim ağır basarsa yaratıcılık zarar görür. Çinli bilgelerin dediği gibi:
“Gemiyi yüzdüren de batıran da sudur.”
Yorum :
YENİ BİR DÜZEN Mİ?
ABD Başkanı Obama, “yeni bir düzen” habercisi gibi görünse de , görünen o ki, düzen gene aynı düzen. Sistemin kapitalizm evresinin, kısaca sermaye birikim sürecinin, kazan-kaybet oyununun, en vahşice oynandığı bir sürecin, sonuna gelindi. Bu sonun tüm alametleri ortadayken, eski düzeni, yeni bir düzen gibi sunmaya kalkışmak, bu düzenin belini doğrultmaya çalışmak, kimin çıkarınadır?. Bütünlenme yolundaki dünyayı parçalamak, insanları, yıkılması gereken değerler ve kurumlar dünyasına hapsetmek, yaratıcı- üretici ve tüketici gücüyle dengeli, bütünlenmiş bir insan olarak, gelişiminin önünü tıkamak, kimin çıkarınadır? .Doların kulu kölesi olarak, dünyayı gırtlağına kadar tıkayan doların yerine, insanı insan kılacak,yeni bir dünya parasının kelebek kanatlarını özgürce çırpması, kimin zararına? Böyle bir paranın yaratılmasının gereğini bir türlü dillendiremeyen ve engelleyenler, tıpkı 1944’lerin Keynes’ini göğüsleyen ABD’nin tavrı gibi bir tavrı, kafalarını, 13 haziran tarihli Hürriyet gazetesinde Sn.Ege Cansen’in dediği gibi, tamir çantalarına sokarak sürdürenler, yeni bir düzenin simgesi olarak, Mr.Obama’yı selamlayabilirler. Ama bunlar, sistemin bu krizinin de, diğer ikisi gibi, yapısal olduğunu görmek, kabul etmek istemezler. Parayı, bu sorunda yerli yerine oturtamayanlar, insanı sistemin odağında değil, hizmetinde, salt bir güç gibi görenler,hala kazan kaybet oyununda varlıklarını sürdürmek isteyenler, insanlar arası mübadele ilişkileri sisteminin, bugün gerekli koşulları oluşmuş, sürdürülebilir dengesini düşleyebilirler mi? Bunun için dünyaya, biraz daha yukardan, türümüzün bir unsuru gibi bakmak, evrensel düzenin kodlarını yakalamak, sürekli akan ve tazelenen bilgi sürecinden iyi beslenmek ve biraz da türümüze özgü, şairane bir hayal gücüne sahip olmak yeterliliğin ilk koşulları değil mi?
Yurdaer Erşan
AKŞAM
Deniz Gökçe
Keynes olsa ne derdi?
Dün bu sütunda bir kitap tanıtımı yapmıştım. 2009 yılında birkaç ay önce, Princeton Üniversitesi'nden yayınlanan kitabın yazarları, U.C.Berkeley ekonomi profesörü ve 2001 yılı Ekonomi Nobel Ödülü sahibi George Akerlof ile Case-Shiller endeksinin yaratıcısı Yale Üniversitesi profesörü Robert Shiller idi! Kitabın adı ise 'Animal Spirits' (bu kelimeler dilimize 'Hayvani Ruh' adı ile tercüme ediliyor). Kitap insan psikolojisinin global kapitalizmi nasıl etkilediğini, yönettiğini ve krize sürüklediğini vurguluyor. Yazarlara göre aslında, Keynes'in 'Genel Teori' adlı eserinin, açık bütçe ve gevşek para politikası tavsiyelerinin yanında içerdiği bir diğer mesaj pek fark edilmemiş, dikkat çekmemişti. Keynes kitabında klasik iktisadın 'rasyonel insan' kavramına itiraz etmekte idi. Keynes birçok ekonomik faaliyetin rasyonel ekonomik nedenlerle yapıldığını kabul etmekle beraber, 'animal sprits' adını koyduğu irrasyonel yaklaşımların inkar edilemeyecek kadar büyük bir katkı yaptıklarını, insanların salt rasyonel ekonomik motivasyonları olmadığını ve bugün gözlemlediğimiz ekonomik dalgalanmaların temel kaynağının da bu tür irrasyonel insan davranışları olduğunu vurguluyordu. Keynes'e göre büyük işsizlik ve daralma dönemlerini, önemli ölçüde bu tür 'hayvani insan yaklaşımlarına' borçlu idik. Nasıl klasiklerde Adam Smith'in 'görünmeyen eli' piyasa ekonomisindeki 'stabilitenin kaynağı' idi ise, Keynes'in vurguladığı 'animal spirits kavramı' da piyasa ekonomisindeki dengesizliklerin kaynağı idi ve makroekonomik modellemeye alınmalıydı. İşte bugünün makroekonomik yaklaşımında bu faktöre dikkat edilmemesi yukarıda adını verdiğim kitabın yazarlarına göre en önemli teorik zayıflık.Bugün Keynes gene moda oldu ve akademik ortamda ve medyadaki tartışmalar sürekli Keynes'e referans verilerek yapılıyor. Ama eski kavgalar da yeniden gündeme geliyor. 30 Mayıs 2009 tarihinde ünlü Harvard tarihçisi Niall Ferguson ile Nobel'li iktisatçı Paul Krugman medyada birbirlerine girmişti. Konu büyük bütçe açıklarının faizleri yükselterek, destek operasyonlarının reel büyüme etkisini büyük çapta sileceği ve elimizde sadece bütçe açıkları ve borç stoku artışı kalacağı, desteklerin büyük reel kazanç sağlamayacağı konusu idi.İlginç şekilde Keynes'in üç ciltlik en son biyografisini yazmış olan Robert Skidelsky de sonunda tartışmalara katıldı (10 Haziran 2009 Financial Times sayfa 9). Skidelsky açıklamaları ile destek paketlerinin, yani artan bütçe açıkları ve kamu borcunun etkisi konusunda Keynes'in pozisyonunu yeniden gündeme getirdi.İlginçtir, Skidelsky, 'John Maynard Keynes: The Return of the Master' adlı yeni bir kitap yazmış bulunuyor ve kitap eylül ayında satışa çıkacak. Skidelsky ayrıca önümüzdeki günlerde İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde de, bir konuşma için bulunacak. Skidelsky yukarıdaki tartışmanın aslında çok eski olduğunu ve Keynes ile İngiltere Hazinesi'nin temsilcileri arasında 1929-1930 arasında aynı tartışmanın geçtiğini hatırlatırken, Hazine'nin Keynes'e kamu kağıdı satarak finanse edilen harcamaların özel harcamaları eşit miktarda azaltacağını söylediğini ama Keynes'in, bu doğru olsa, özel harcamanın etkisine de aynı gerekçe ile itiraz edilmesi gerektiğini ileri sürdüğünü, bu nedenle Hazine tezinin yanlış olduğunu söylediğini vurguluyor. Skidelsky, İngiliz Hazinesi'nin sonra tez değiştirdiğini ve tehlikenin ek devlet harcamasının fiziki etkisinden daha çok psikolojik etkisinden kaynaklanabileceğinin önemli olduğunu vurgulamaya başladığını ekliyor. Bu teze göre devlet harcamalarının ve gerçekleşecek bütçe açığı ve borç stoğunun çok fazla artmasının, rasyonel olmasa da devletin iflası şüphesi anlamına geleceği öne sürülüyor. Bu da finansmanın zorlanması anlamına geliyor. Paul Krugman da bu tür psikolojik gelişmenin 'capital flight' denen sermayenin kaçışı olgusuna neden olabileceğini zaten peşinen kabul ediyor.Skidelsky'ye göre Keynes farklı zamanlarda farklı modeller kullanılması gerektiğine inanıyordu. Ona göre bazen piyasalar klasik veya yeni klasik modellere uygun ve istikrarlı işleyebilirdi. Ama bazı zamanlarda da piyasa kötü çalışır ve kötü sonuçlara götürürdü. Piyasa çalışmadığı zaman da aynen bugün yapıldığı 'animal sprits' karşısında devletin özel önlemler alması gerekirdi. Yeni Keynesyen politikalar gerekebilirdi. Skidelsky'nin yorumuna göre, Keynes'in devrimi, kötü bilim ile iyi bilimin kavgası değildi. Devrim durumun hangi tür durum olduğu belirlenirken, 'bad judgement' ile 'good judgement' arasında bir çekişme idi (judgement değerlendirme veya yargı olarak tercüme edilebilir). Yarın bu sütuna aktaracağımız konu 'judgement' yani yargı gerektirecek bir konu. IMF'in 9 Haziran tarihli en son çalışmasına göre 10 en gelişmiş ve zengin G20 ülkesinin brüt kamu borçluluk oranları 2007 yılındaki yüzde 78 düzeyinden 2014 yılında yüzde 114 düzeyine yükselecek (en kötü senaryoda yüzde 150 düzeyine). Bu ülkelerin kamu brüt borçlulukları toplam 9 trilyon dolar artacak. Bu ülkelerin vatandaşları kişi başına 50.000 dolar borçlu hale gelecekler. Bu borçlar enflasyonla mı silinecek yoksa geri ödenmeyecek mi veya durgunluk uzun mu sürecek gibi çözümler var, hangisi gerçekleşecek? Burada psikolojik faktörler, beklentiler, irrasyonel yaklaşımlar ve 'animal spirits' herhalde önemli bir faktör olacak!
Yorum:
Keynes olsa, ne olurdu onun derdi?
Keynes, tıpkı 1930 yıllarda, ingiliz hazine temsilcileriyle kapıştığı gibi, bugün de, dünyadaki tüm sistem tamircisi iktisatçılarla kapışırdı.
İnsanın, paranın iktidarının neresinde olursa olsun, hala onun kölesi olduğunu bıkmadan vurgulardı.her durumda, kendisini dürten paranın ve sermayenin karşısında, güdülerine sarılan bir “spiritus animalis” olduğunun da altını çizerdi.
Küreselleşmenin bu evresinde, sistemi ve odağındaki insanı ancak, bilimin bir birini bütünleyen bütün dallarının katkısıyla, yerli yerine oturtabileceğimizi, ısrarla dile getirirdi.
Sistemi ve parayı kavrayıp, onu bir araç gibi kullanarak, küreselleşen sistemin yapısal sorunlarının halledilebileceğimizi,en yalın biçimde anlatır, ve de tek para,dünya parası, insanı ve dünyasını bütünleyecek tek araç budur, diye vurgulardı.
22.06.2009 17:04
AKŞAM
Spiritus animalis!
Deniz Gökçe
Global krize karşı alınan maliye politikası ve para politikası tedbirleri çerçevesinde, iktisatçılar arasındaki bazı teorik tartışmalar oluştu. Hatırlanacağı gibi, ülkeler dış talep ve iç talebin çökmesi ve finans kesiminin batması veya kabuğuna çekilmesi karşısında kalınca, bütçe açıklarını büyütmek ve kamu borç oranını artırmak ve para politikası musluklarını da sonuna kadar açmak zorunda kalmışlardı. Gelişmekte olan ülkeler arasında ise şanslı olanlar ile şanssız olanlar eşit oranda idi. Bu ortamda çeşitli polemikler gündeme gelmişti. Kapitalist piyasa sistemi neden bu kadar çok dalgalanma ve kriz üretiyordu? Acaba sonunda 'piyasa kapitalizmi' de ortadan kalkıyor ve devlet kapitalizmi mi geliyordu? Yoksa daha da ilginci, 'Marksizm'in zamanı' yeniden mi gelmişti? Bu tür sorulara cevap arayan bir kitap, 2009 yılında, yani birkaç ay önce, Princeton Üniversitesi'nden yayınlandı. Yazarları, U.C.Berkeley ekonomi profesörü olan ve 2001 yılı Ekonomi Nobel Ödülü sahibi George Akerlof ile Case-Shiller Endeksi denen gayrimenkul fiyatları endeksinin yaratıcısı ve Yale Üniversitesi profesörü Robert Shiller! Kitabın adı ise 'Animal Spirits' (bu kelime dilimize 'Hayvani Ruh' adı ile tercüme ediliyor). Kitap insan psikolojisinin global kapitalizmi nasıl etkilediğini, yönettiğini ve krize sürüklediğini vurguluyor.Kitabı okudum. Kitap 1929-33 arasındaki büyük depresyondan işe başlıyor. Büyük depresyon sadece yüzde 25 işsizlik ve ekonomik çöküş getirmemiş, ortaya çıkan global güç boşluğu, 2. Dünya Savaşı'na yol açarken 50 milyon kadar insan hayatlarını gereksiz yere kaybetmişlerdi. Büyük depresyon felaketi sonrasında , J.Maynard Keynes 1936 yılında 'The General Theory' adlı eserini yayınlamış ve ülkelerin devlet eli ile borç alarak nasıl harcamalarını arttırabileceklerini ve böylece işsizlik ve üretim, yani kısaca genel talep zafiyeti sorununu ortadan kaldırabileceklerini gündeme getirmişti. Bu tavsiyeleri ABD'de H.Hoover ve F.Roosevelt tarafından, tam anlaşılmasa da, uygulanmıştı. Böylece 1940 yılına gelindiğinde Keynes reçetesi standard makroekonomik reçete haline gelmişti. Ancak Keynes'in 'Genel Teori' adlı eserinin, açık bütçe ve gevşek para politikası tavsiyelerinin yanında içerdiği bir diğer mesaj da pek fark edilmemiş, dikkat çekmemişti. Keynes kitabında klasik iktisadın 'rasyonel insan' kavramına da itiraz etmekte idi. Keynes birçok ekonomik faaliyetin rasyonel ekonomik nedenlerle yapıldığını kabul etmekle beraber, 'animal sprits' adını koyduğu irrasyonel yaklaşımların inkar edilemeyecek kadar büyük bir katkı yaptıklarını ve insanların salt rasyonel ekonomik motivasyonları olmadığını ve bugün gözlemlediğimiz ekonomik dalgalanmaların temel kaynağının da bu tür irrasyonel insan davranışları olduğunu vurguluyordu. Keynes'e göre büyük işsizlik ve daralma dönemlerini, önemli ölçüde bu tür 'hayvani insan yaklaşımlarına' borçlu idik. Aslında, örneğin Descartes, antik çağda düşünür Galen'den gelen 'animal spirits' kavramının tıpta kullanımını, 1664 yılında üçe ayırmış, spritus vitalis (kalpten gelen), spiritus naturalis (ciğerden gelen) ve spritus animalis (beyinden gelen) diye geliştirmişti. Nasıl klasiklerde Adam Smith'in 'görünmeyen eli' piyasa ekonomisindeki “stabilitenin kaynağı' idi ise Keynes'in 'animal spirits kavramı' da piyasa ekonomisindeki dengesizliklerin kaynağı idi ve makroekonomik modellemeye alınmalıydı. İşte bugünün makroekonomik yaklaşımında bu faktöre dikkat edilmemesi yukarıda adını verdiğim kitabın yazarlarına göre en önemli teorik zayıflık.Keynes, önce Richard Kahn tarafından gündeme getirilen 'multiplier' yani çarpan kavramını teorisinin temel öğesi yapmış ve kitabı basıldıktan bir yıl kadar sonra da J.R. Hicks 1937 Keynes'in matematik bir özetini yayınlayarak tartışmanın kolayca anlaşılır hale gelmesini sağlamıştı. Ancak 'multiplier' veya çarpan etkisi (yani küçük bir çabanın peş peşe zincirleme reaksiyonlarla büyüyüp dev oranda etkili olması) sadece parasal harcamalar için geçerli değildi. 'Güven' veya 'güvensizliğin' de çarpanı olabiliyordu.İngilizce'de güven kelimesinin karşılığı 'trust' veya 'confidence' kelimeleri olarak alınabilir. 'Fido' Latince'de güven demek. Başka bir açıdan bugünkü krize kredi sorunu diyenler de var. Kredi kelimesi de Latince'de 'Credo' yani 'inanıyorum' sözünden gelmekte. Aynen küçük bir devlet harcamasının bugün her ders kitabında giderek büyüyen miktarda harcama zinciri yaratarak etki etmesi benzeri, güven veya güvensizlik de bir kere başladı mı insandan insana ağızdan ağıza yayılarak, büyük etki yaratıyor. Hele bugünün internet ortamında güvensizliğin yayılma hızı sıfır maliyetle sonsuza çıkabiliyor. Yani güven çarpanı da çok büyük! Peki 'animal sprits' sadece güven ile mi ilişkili? Akerlof ve Shiller 'confidence' yani güven yanında, fairness (adillik kaygıları), corruption (rüşvet ve sahtekarlık), antisocial activity (antisosyal ve sapık davranışlar), money illusion (nominal değerlendirme), veya sense of reality (gerçeğin esas ne olduğuna dair hikaye ve inançlar) gibi hislerin ve kavramların, dengesizlikler yaratabileceğini Keynes'in yaklaşımından esinlenerek gündeme getiriyorlar. Bu kitap önemli ve makroekonomi teorisinde ne yöne gidilmesi gerektiğini gösteriyor. Okunmalı!
Yorum:
Tesisatcılar yada tamirciler üstüne
13 haziran günü hürriyet gazetesindeki nefis yazısında, iktisatcıları çok güzel kategorize eden sn. e.cansen’in belirttiği gibi,kimi iktisatcıların takım çantalarındaki avadanlıklar tükendi. hala, ne olduğu pek kavranılmamış,keynes’in, satır aralarına sıkışmış “animal spritus” kavramıyla, insanı bir yerlere oturtup,onun üzerinden insanları hizaya getirerek, belki de terbiye ederek, sistemin krizlerine çare arıyorlar. hoş, şair olmayanlardan zorla şairane tasarımlar beklemek, sistemin yapısal krizlerine çare ummak olacak şey değil ama, çaresizlik her kapıyı çaldırıyor. tek yoklanmayan ortak aklın kapısı!.
21.06.2009 17:31
Wednesday, February 6, 2008
MANİFESTO
PARANIN ÇAĞRISI
Tüm Dünyayı, kendi parasını yaratmaya çağırıyorum. Şaka yapmıyorum. Bu çağrıyı, öncelikle aklımızı başımıza toplayalım, sonra da, hala soramadığımız, sormadığımız soruları bi soralım, ve birlikte irdeleyelim diye dillendiriyorum. Dünyanın parası olması gereken Dünya Parası, hala, ABD gibi bir tek devletin parası mı olmalı ? Ya da öncelikle AB gibi, sınırlı bir devletler topluluğunun parası olmaya mı sıvanmalı?.. Yoksa bu güne kadar hiç de, tüm dünyanın parası olmayan, olamayan şu parayı, yeniden tüm dünyanın parası olarak yaratmanın, bir başka yolunu mu bulmalı?
Diyebilirsiniz ki, ipteki bu kadar cambazı seyretmek varken, bu soruna takılmak nereden geldi aklına. Sana mı düştü, bunun derdi? Tabii öncelikle bana, paranın geçmişi, geleceği üstüne sorular soran benim gibi birinin aklına düştü bu dert. Benim gibi herkesin de kılına düşmeli bu dert. Dertlerimizin hemen hemen tümünün kaynağında, bu soruların yattığını herkes artık görebilmeli. Çünkü, yarattığımızdan bu yana cepten cebe, kasadan kasaya, hesaptan hesaba, bankadan bankaya, kıtadan kıtaya dolaşan şu para, kimlikten kimliğe, kılıktan kılığa girerek; kimimizi efendisi, çoğunluğumuzu da kölesi kıldı kendine. Bir yandan aklımızı başınızdan alırken, bir yandan da, kendisini tanıma olanağını yarattı hepimize.
Artık, tüm varlığımızı tehdit eden bir güce ve pervasızlığa ulaştığı günümüzde, aynı zamanda yarınlarımızı aydınlatacak potansiyelini de tanıttı bize. Gelişen, evrilen ve tüm dünyamızı kapsayan, bir sistemsel yapı içinde, uzun bir tarihsel serüven yaşayarak, geldik onunla şu günlere. İnsan olabilmenin tadına varacağımız bir kapının önündeyiz bugün. Bize hazırlattığı yeni bir yapılanmanın eşiğindeyiz. Bense, yaşamımın şu son otuz yılında, arkama baka baka, ideolojilerin perdelediği gözlerimi aça aça gelirken bu güne, parayla oluşturduğumuz sistemin önümüze açtığı yarınları düşünüyorum.
Dün, dünyayı sopalarıyla, paralarıyla parselleyenler, kendi egemenlik alanlarını, yarattılar. Kendi iç pazarlarını fırdönerek bütünleyenler, bir elde sopa, bir elde paralarıyla dünyaya, dünyalarımıza daldılar. Kral oldular,Hükümdar oldular, Patron oldular, Emperyal oldular.Hızla yeni pazarları piyasalarına, ülkeleri, kendi paralarının hükmüne kattılar. Dünyalarımızı parçalayıp, hepimizi hükmettikleri sopanın gücüne, paranın gücüne kattılar. Onunla, buyruklarındaki bizleri de donattılar. Ancak, bu kaçınılmaz uzun yürüyüşte, bugünlerden yarınlara üzerinde büyüyüp organlaşacağımız ve ileriye yürüyebileceğimiz halıyı da bizlere dokuttular.
Dünden bugüne yürürken, gene gördüm ki; bu doğal akışın, gelişimin, kendiliğinden denen bu gidişin, sadece görünmez bir el tarafından belirlendiğini keşfedebildik. Ama hala, görünmez ve bir türlü kavranılamaz olan bu elin, avucunda sakladığı sırrı, çözemedik. İnsan soyunun varoluşunun simgesi olan bu elin, aynı zamanda dünden bugüne yaşadığımız serüveni, sahibi olduğumuz tüm birikimi de anlamlandıran bir simge olduğunu göremedik. Artık, epeydir benimle konuşan paranın;
“Bu zorlu gidişe, karşı geldiniz, isyan ettiniz, ne kavgalar, ne savaşlarda birbirinizi ve herşeyinizi yok ettiniz. Gah isyan edip, gah şair kesilerek kendinizi teselli ettiniz. Alan kavgası, pazar kavgası, güç kavgası, din kavgası, sınıf kavgası, derken savaşlarda topluca intihar ettiniz. İktidarlar devirdiniz.Yeni iktidarlar yarattınız. Beni kapı dışarı da ettiniz. Ama birlikte yarattığımız sistemi yıkamadınız.
Kurtuluşunuzu dokuduğunuz sistemi de, hala tanıyamadınız. I. Cihan, II.Cihan savaşlarında, dünyanızı, doğanızı birbirinizin kafasına yıktınız...”diye şıkırdayıp, fısıldayarak söylendiğini duyuyor gibiyim...
İnsanoğlu, dünden bugüne yürüyüşünde, ana gövdesini hep ortalama aklın oluşturduğu istikrar adalarında koruyabildi. Varlığını koruyup, sürdürebilmek için, kaçınılmaz olan büyüme ve gelişme olanağını da en az emeği, en az enerjiyi harcayarak ve en kısa yolu izleyerek, bunları ortak aklın temel ilkesi sayan ve yapan insanların açtığı yollarda buldu.
Bugün, firmaların, devletlerin sınırlı dünyalarını ve çıkarlarını aşabilen, ideolojiler dünyasının karanlık dehlizlerinden çıkabilen bireylere sesleniyorum. Paranın hegemonya bayrağını kent kent, devletten devlete dolaştırıp, sonunda başka bir kıtaya uçurduk..Sanki şimdi onu uçuracak ve dikecek yeni bir burç aramaktayız.
Soruyorum! Bayrak, Para, Dünya parası, artık elektronik ortamlarda üretilerek, güçlerini şişirenlerin elinde, balon olup patlayarak, kriz dalgalarıyla yakıp yıkarak, kahinlerin öngöreceği ve ortalama aklın belirleyecği yolumu bekliyor?
Yoksa eşiğinde bulunduğumuz yarınları yaratacak ortak aklın doğuşunu ve yol göstericiliğini mi bekliyor? Ortalama aklın kendiliğindenliğine terkedilmiş bir yarını mı, yoksa temel ilkesi belirli olan aklı, ortak akıl kılarak, küreselleşen sistemin yarınlarının birlikte çizilebilmesini mi bekliyor ve istiyoruz?.
Toplum mühendisliğini, sezgileri ve sahip olduklarının sınırlarında yapmaya çalışanların, hükmettiği dünyanın da sonuna geldik artık. İktidarlarımızla, muhalefetlerimizle çatışarak, yarışarak, kazanıp kaybederek zurnanın zırt dediği yere geldik.Çok şeyler kaybettik, çok şeyler kazanabiliriz. Yakında, ısıttığımız dünyayı kaynatmaya da başlayabiliriz. Tüm birikimimizle ve bu bölünmüşlüğümüzle kendimizi yok da edebiliriz..
Ortalama aklın yol göstericiliğini savunanlar, ortak aklın yolunu tıkamaya, onu saptırmaya çalışmaktalar. Ortak karar süreclerini oluşturmaya çalışanları, konumları ve güçleriyle, sahip oldukları sınırlı ideolojik yaklaşımlar ve ellerindeki her türlü olanakla engellemeye çalışabilirler. Bu engellemeler demokrat bireyleri yıldırmamalı. Toplumun yarınlarının mühendisliği, ortalama aklın değil, bu dünyanın demokrat bireylerinin oluşturacağı ortak aklın, toplumun ortak akıl düzeni kılınmasıyla, gerçekleşmelidir.Toplumun düzeninin kararı, kendisinin elinde olmalıdır. Artık insanoğlu, kendi geleceğinin mühendisi olabilecek kadar yetkin ve donanımlıdır.
BM gibi, içi geçmiş, işi bitmiş, flama ve düdük kimin elindeyse onun çıkarlarına göre tavır alan insan değil, gücü elinde tutanlara hizmet eden ve dünyanın başına dert olan bir hantal yapılanmadan kurtulmamalı mıyız?.
Tüm dünya kurumlarını, yeni bir ortak akılla yeniden oluşturmamalı mıyız?
Dünyanın yeni bütünlüğünü ve yeni otoritesini nasıl oluşturmalıyız?
Dünyanın tüm demokratları, sizleri, tüm dünyanın parası olacak, yepyeni bir dünya parasını da basacak, yeni bir dünya otoritesini yaratmayı düşünmeye çağırıyorum!..
Tüm dünyanın demokratları, konuşunuz, birleşiniz ve ses veriniz!..
Yurdaer Erşan
02 . 02 . 2008
yurdaerersan@gmail.com
PARANIN ÇAĞRISI
Tüm Dünyayı, kendi parasını yaratmaya çağırıyorum. Şaka yapmıyorum. Bu çağrıyı, öncelikle aklımızı başımıza toplayalım, sonra da, hala soramadığımız, sormadığımız soruları bi soralım, ve birlikte irdeleyelim diye dillendiriyorum. Dünyanın parası olması gereken Dünya Parası, hala, ABD gibi bir tek devletin parası mı olmalı ? Ya da öncelikle AB gibi, sınırlı bir devletler topluluğunun parası olmaya mı sıvanmalı?.. Yoksa bu güne kadar hiç de, tüm dünyanın parası olmayan, olamayan şu parayı, yeniden tüm dünyanın parası olarak yaratmanın, bir başka yolunu mu bulmalı?
Diyebilirsiniz ki, ipteki bu kadar cambazı seyretmek varken, bu soruna takılmak nereden geldi aklına. Sana mı düştü, bunun derdi? Tabii öncelikle bana, paranın geçmişi, geleceği üstüne sorular soran benim gibi birinin aklına düştü bu dert. Benim gibi herkesin de kılına düşmeli bu dert. Dertlerimizin hemen hemen tümünün kaynağında, bu soruların yattığını herkes artık görebilmeli. Çünkü, yarattığımızdan bu yana cepten cebe, kasadan kasaya, hesaptan hesaba, bankadan bankaya, kıtadan kıtaya dolaşan şu para, kimlikten kimliğe, kılıktan kılığa girerek; kimimizi efendisi, çoğunluğumuzu da kölesi kıldı kendine. Bir yandan aklımızı başınızdan alırken, bir yandan da, kendisini tanıma olanağını yarattı hepimize.
Artık, tüm varlığımızı tehdit eden bir güce ve pervasızlığa ulaştığı günümüzde, aynı zamanda yarınlarımızı aydınlatacak potansiyelini de tanıttı bize. Gelişen, evrilen ve tüm dünyamızı kapsayan, bir sistemsel yapı içinde, uzun bir tarihsel serüven yaşayarak, geldik onunla şu günlere. İnsan olabilmenin tadına varacağımız bir kapının önündeyiz bugün. Bize hazırlattığı yeni bir yapılanmanın eşiğindeyiz. Bense, yaşamımın şu son otuz yılında, arkama baka baka, ideolojilerin perdelediği gözlerimi aça aça gelirken bu güne, parayla oluşturduğumuz sistemin önümüze açtığı yarınları düşünüyorum.
Dün, dünyayı sopalarıyla, paralarıyla parselleyenler, kendi egemenlik alanlarını, yarattılar. Kendi iç pazarlarını fırdönerek bütünleyenler, bir elde sopa, bir elde paralarıyla dünyaya, dünyalarımıza daldılar. Kral oldular,Hükümdar oldular, Patron oldular, Emperyal oldular.Hızla yeni pazarları piyasalarına, ülkeleri, kendi paralarının hükmüne kattılar. Dünyalarımızı parçalayıp, hepimizi hükmettikleri sopanın gücüne, paranın gücüne kattılar. Onunla, buyruklarındaki bizleri de donattılar. Ancak, bu kaçınılmaz uzun yürüyüşte, bugünlerden yarınlara üzerinde büyüyüp organlaşacağımız ve ileriye yürüyebileceğimiz halıyı da bizlere dokuttular.
Dünden bugüne yürürken, gene gördüm ki; bu doğal akışın, gelişimin, kendiliğinden denen bu gidişin, sadece görünmez bir el tarafından belirlendiğini keşfedebildik. Ama hala, görünmez ve bir türlü kavranılamaz olan bu elin, avucunda sakladığı sırrı, çözemedik. İnsan soyunun varoluşunun simgesi olan bu elin, aynı zamanda dünden bugüne yaşadığımız serüveni, sahibi olduğumuz tüm birikimi de anlamlandıran bir simge olduğunu göremedik. Artık, epeydir benimle konuşan paranın;
“Bu zorlu gidişe, karşı geldiniz, isyan ettiniz, ne kavgalar, ne savaşlarda birbirinizi ve herşeyinizi yok ettiniz. Gah isyan edip, gah şair kesilerek kendinizi teselli ettiniz. Alan kavgası, pazar kavgası, güç kavgası, din kavgası, sınıf kavgası, derken savaşlarda topluca intihar ettiniz. İktidarlar devirdiniz.Yeni iktidarlar yarattınız. Beni kapı dışarı da ettiniz. Ama birlikte yarattığımız sistemi yıkamadınız.
Kurtuluşunuzu dokuduğunuz sistemi de, hala tanıyamadınız. I. Cihan, II.Cihan savaşlarında, dünyanızı, doğanızı birbirinizin kafasına yıktınız...”diye şıkırdayıp, fısıldayarak söylendiğini duyuyor gibiyim...
İnsanoğlu, dünden bugüne yürüyüşünde, ana gövdesini hep ortalama aklın oluşturduğu istikrar adalarında koruyabildi. Varlığını koruyup, sürdürebilmek için, kaçınılmaz olan büyüme ve gelişme olanağını da en az emeği, en az enerjiyi harcayarak ve en kısa yolu izleyerek, bunları ortak aklın temel ilkesi sayan ve yapan insanların açtığı yollarda buldu.
Bugün, firmaların, devletlerin sınırlı dünyalarını ve çıkarlarını aşabilen, ideolojiler dünyasının karanlık dehlizlerinden çıkabilen bireylere sesleniyorum. Paranın hegemonya bayrağını kent kent, devletten devlete dolaştırıp, sonunda başka bir kıtaya uçurduk..Sanki şimdi onu uçuracak ve dikecek yeni bir burç aramaktayız.
Soruyorum! Bayrak, Para, Dünya parası, artık elektronik ortamlarda üretilerek, güçlerini şişirenlerin elinde, balon olup patlayarak, kriz dalgalarıyla yakıp yıkarak, kahinlerin öngöreceği ve ortalama aklın belirleyecği yolumu bekliyor?
Yoksa eşiğinde bulunduğumuz yarınları yaratacak ortak aklın doğuşunu ve yol göstericiliğini mi bekliyor? Ortalama aklın kendiliğindenliğine terkedilmiş bir yarını mı, yoksa temel ilkesi belirli olan aklı, ortak akıl kılarak, küreselleşen sistemin yarınlarının birlikte çizilebilmesini mi bekliyor ve istiyoruz?.
Toplum mühendisliğini, sezgileri ve sahip olduklarının sınırlarında yapmaya çalışanların, hükmettiği dünyanın da sonuna geldik artık. İktidarlarımızla, muhalefetlerimizle çatışarak, yarışarak, kazanıp kaybederek zurnanın zırt dediği yere geldik.Çok şeyler kaybettik, çok şeyler kazanabiliriz. Yakında, ısıttığımız dünyayı kaynatmaya da başlayabiliriz. Tüm birikimimizle ve bu bölünmüşlüğümüzle kendimizi yok da edebiliriz..
Ortalama aklın yol göstericiliğini savunanlar, ortak aklın yolunu tıkamaya, onu saptırmaya çalışmaktalar. Ortak karar süreclerini oluşturmaya çalışanları, konumları ve güçleriyle, sahip oldukları sınırlı ideolojik yaklaşımlar ve ellerindeki her türlü olanakla engellemeye çalışabilirler. Bu engellemeler demokrat bireyleri yıldırmamalı. Toplumun yarınlarının mühendisliği, ortalama aklın değil, bu dünyanın demokrat bireylerinin oluşturacağı ortak aklın, toplumun ortak akıl düzeni kılınmasıyla, gerçekleşmelidir.Toplumun düzeninin kararı, kendisinin elinde olmalıdır. Artık insanoğlu, kendi geleceğinin mühendisi olabilecek kadar yetkin ve donanımlıdır.
BM gibi, içi geçmiş, işi bitmiş, flama ve düdük kimin elindeyse onun çıkarlarına göre tavır alan insan değil, gücü elinde tutanlara hizmet eden ve dünyanın başına dert olan bir hantal yapılanmadan kurtulmamalı mıyız?.
Tüm dünya kurumlarını, yeni bir ortak akılla yeniden oluşturmamalı mıyız?
Dünyanın yeni bütünlüğünü ve yeni otoritesini nasıl oluşturmalıyız?
Dünyanın tüm demokratları, sizleri, tüm dünyanın parası olacak, yepyeni bir dünya parasını da basacak, yeni bir dünya otoritesini yaratmayı düşünmeye çağırıyorum!..
Tüm dünyanın demokratları, konuşunuz, birleşiniz ve ses veriniz!..
Yurdaer Erşan
02 . 02 . 2008
yurdaerersan@gmail.com
Subscribe to:
Posts (Atom)